İçeriğe geç

ICD’da kaç düzeyden oluşur ?

ICD’da Kaç Düzeyden Oluşur? Bir Antropolojik Keşif

Yıllar önce antropoloji dersinde bir hiyerarşi kavramı üzerine düşündüğümde, insanın kültürel dünyasını sınıflandırmanın ne kadar hem doğal hem de yapay olduğunu fark ettim. Bazı sistemler insan davranışını anlamak için kullanılırken, diğerleri tıbbi gerçeklikleri haritalamak için vardır. ICD’da kaç düzeyden oluşur? diye sorduğumda, ilk başta bunun sadece tıbbi bir sınıflandırma sorusu olduğunu düşündüm. Ancak bu sistemin ardında yatan yapıyı antropolojik bir mercekten inceledikçe, sınıflamanın kültürlerde ritüeller, semboller, ekonomik sistemler ve kimlik inşasıyla nasıl kesiştiğini görmeye başladım.

ICD, “International Classification of Diseases” yani Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından geliştirilen Uluslararası Hastalık Sınıflandırmasıdır. Evrensel bir tıbbi dil oluşturmayı hedefler ve sağlık sorunlarını tanımlamak için kullanılan kodları düzenler. Bu sistemin yapı düzeylerini anlamak, sadece sağlık profesyonelleri için değil, kültürel bilgi ve değerlerin nasıl kategoriye dönüştüğünü merak eden herkes için anlamlıdır. ([Dünya Sağlık Örgütü][1])

ICD’nin Yapısal Düzeyleri: Tıbbi Bir Hiyerarşi

ICD’nin modern versiyonlarından biri olan ICD-11, oldukça kapsamlı bir yapıdır. Bu yapı, hiyerarşik olarak düzenlenmiş farklı düzeylerden oluşur. Temel olarak üç ana düzeyle karşılaşırız: chapters (bölümler), blocks (bloklar) ve categories (kategoriler). ([Wikipedia][2])

– Chapters (Bölümler): En üst düzey kategorilerdir. Bu bölüm düzeyi, geniş tıbbi temalar veya sağlık durumları gruplarını temsil eder. Örneğin “Belirli enfeksiyon ve paraziter hastalıklar” ya da “Kas-iskelet sistemi hastalıkları” gibi. ICD-11 MMS’de 28 bölüm bulunur. ([Wikipedia][2])

– Blocks (Bloklar): Bölümler içinde daha spesifik alt gruplar organize eden ara düzey sınıflamalardır. Bir bölüm içindeki ilişkili kategorileri gruplamak için kullanılır. ([Wikipedia][2])

– Categories (Kategoriler): En alt düzeyde yer alır ve tek tek tanımlanabilir hastalıkları, durumları veya semptomları temsil eder. Her kategori benzersiz bir ICD koduyla tanımlanır. ([Wikipedia][2])

Bu üç düzey, hastalık bilgisini organize ederken sadece tıbbi değil, kültürel bir sınıflandırma mantığını da yansıtır: karmaşık fenomenleri parçalara ayırma ve her bir parçayı anlamlandırma eğilimi.

“Düzey” Kavramının Kültürel Göreliliği

Bir antropolog olarak düşündüğümde, sınıflandırma sistemleri her zaman sadece nesnel kataloglar değildir. Onlar aynı zamanda kültürlerarası farklılıkları temsil etme, belirli bilgiyi vurgulama ve başka bir bilgiyi geri plana itme eğilimindedirler. Diabetes mellitus ya da sinir sistemi hastalıkları gibi kategoriler, evrensel tıbbi kavramlar gibi görünse de bu kavramların anlamı ve önemi kültürden kültüre değişir.

Örneğin, bazı toplumlarda belirli hastalık semboller veya ritüeller ile ilişkilendirilir; bu durumda “hastalık” sadece biyolojik bir durum değil, aynı zamanda ruhsal ve sosyal bir olgu olarak da kabul edilir. Böyle bir kültürde ICD’nin kategorik kodlaması, tıbbi gerçekliği açıklamakla kalmaz, aynı zamanda kültürel kimlik ve tıp ritüellerine dair varsayımları da içine alır.

Ritüel ve Sınıflandırma

Bir kültürde ateş düşürme ritüelleri, “hastalık” kavramını takviye eden sembolik bir anlam taşır. Bu ritüeller, modern tıbbın laboratuar testleri veya ICD kategorileri kadar açıklayıcı olmasa da, toplumun hastalığa verdiği anlamı gösterir. Bu anlam, ICD’nin hiyerarşik düzeylerine yansımayan ama kültürel olarak hayati önem taşıyan bilgiler üretir.

Akrabalık Yapıları ve Hastalık Algısı

Bazı topluluklarda akrabalık yapısı, bir sağlık sorununun tanımlanmasında kritik rol oynar. Belirli bir semptom, geniş aile ağında paylaşılan bir “soy hikâyesi” ile ilişkilendirilebilir ve bu tür bir hikâye, ICD’deki nesnel kategoriye karşılık gelen “kültürel kategori” ile çatışabilir. Bu çatışma, antropolojik bakış açısıyla sınıflandırma sistemleri ile yerel bilgi arasında bir gerilim yaratır.

Etnografik Örnekler: Saha Çalışmalarının Işığında

Farklı kültürlerin ICD’ye tepkisini anlamak için birkaç saha çalışması örneği ilginçtir:

Kırsal Afrika’da Hastalık Kavramları

Bir antropolog, kırsal Afrika’da yerel halkın belirli semptomları “ruhların dengesizliği” ile ilişkilendirdiğini gözlemlemişti. Bu semptomlar, ICD’de belirli kategorilere tekabül edebilir; ancak yerel terminoloji ve ritüel bağlamı, bu semptomlara farklı bir anlam katmanı ekler. Geleneksel şamanların sınıflandırması ile ICD’nin bilimsel sınıflandırması arasında bir köprü kurmak, sadece hastalık tanımlamak değil; aynı zamanda kültürel görelilik kavramını somutlaştırmak anlamına gelir.

Batı Kentlerinde Mental Sağlık Algısı

Bir başka saha çalışması, batılı bir şehirde yaşayan insanların “anksiyete” ve “depresyon” gibi kavramları hem günlük konuşmalarında hem de tıbbi terminolojide nasıl karşıladıklarını inceledi. Bu kavramlar ICD’de belirli kategorilerle temsil edilir. Ancak bireylerin kendi deneyimlerini ifade etme biçimi, klinik tanımın ötesine geçer. Bu, hastalık sınıflandırmasının sadece tıbbi değil, aynı zamanda kültürel bir söylem olduğunu gösterir.

Semboller, Ekonomi ve Sınıflama

Bir başka boyut ise ICD’nin ekonomik etkisidir. Sınıflandırma, sağlık politikalarını, kaynak dağılımını ve sigorta sistemlerini etkiler. Bu noktada ritüellerden, sembollerden ekonomik sistemlere geçerken, kültürel antropoloji ile sağlık ekonomisi arasında bir bağ kurarız.

Semboller ve Sağlık Sistemleri

Farklı toplumlarda “hastalık” kavramı başka sembollerle ifade edildiği gibi, bu semboller sağlık sistemlerini de yönlendirir. Bir semptomun ICD koduna dönüşmesi, o toplumda neyin “tedavi edilmesi gereken” bir durum olduğuna dair bir karar süreciyle ilişkilidir. Bu süreçte kültürel beklentiler ve medikal otorite arasındaki gerilim görünür hale gelir.

Ekonomik Sistemler ve Kodlama

ICD kodları aynı zamanda sağlık hizmeti finansmanını düzenler. Bir hastalık kategorisi ne kadar yaygın veya ciddi kabul edilirse, o kadar çok kaynak ayrılabilir. Bu, sadece tıbbi değil, ekonomik bir sembol haline gelir. Böylece sınıflandırmanın düzeyleri, kültürlerin ekonomik sistemleri ile örtüşür.

ICD’nin Kültürel ve Kimliksel Yansımaları

Antropolojik bakış açısından “ICD’da kaç düzeyden oluşur?” sorusunu yanıtlamak, sadece tıbbi sınıflandırmanın yapısını tarif etmek değildir. Aynı zamanda kültürel anlatıların, ritüellerin ve kimlik oluşumunun nasıl sınırlandığını ve sınıflandırıldığını sorgulamaktır. ICD’nin düzeyleri, kültürlerin kendi sağlık anlayışlarına koydukları sınırlarla çakıştığında, bireyler kendi kimliklerini yeniden tanımlarlar.

Bu nedenle ICD gibi bir sistem, fiziksel gerçekliklerin nesnel bir yansıması olmanın ötesinde, insanların sağlık, hastalık ve normalle anormal arasındaki çizgiyi nasıl kurduklarının bir yansıması olarak da okunabilir. Her düzey, sadece daha alt düzeylere bölünen bilgi parçaları değil; aynı zamanda kültürel değerlerin, sembollerin ve ritüellerin sınırlandırdığı bilgi kümeleridir.

ICD’nın hiyerarşisinin üç temel düzeyi vardır: bölümler, bloklar ve kategoriler. Ancak antropolojik mercekten baktığımızda, bu düzeyler sadece tıbbi bilgi düzeni değil; kültürel temsillerin, ekonomik sembollerin ve kimlik inşasının da bir parçasıdır. Bu nedenle ICD’da kaç düzeyden oluşur? sorusuna verilen cevap, aynı zamanda insanların dünyayı nasıl sınıflandırıp anlamlandırdığına dair bir pencere açar. ([Wikipedia][2])

[1]: “International Classification of Diseases (ICD)”

[2]: “ICD-11”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
ilbet girişbetexper.xyz