Kurallar Kaça Ayrılır Nelerdir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Sokakta yürürken, toplu taşımada bir yer bulmaya çalışırken veya işyerinde bir günün nasıl geçtiğini değerlendirirken bir şey hep gözüme çarpar: Kurallar. Ancak kurallar sadece yazılı olanlardan ibaret değil. Toplumda, kültürde ve iş yerlerinde kabul gören, bazen de görünmeyen kurallar var. Peki, bu kurallar kaça ayrılır, nelerdir ve toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bizleri nasıl etkiler?
Ben İstanbul’da yaşayan ve sivil toplum alanında çalışan biri olarak, her gün bu kuralların ne kadar etkili olduğunu gözlemliyorum. Hem toplumsal hem de bireysel düzeyde bu kuralların nasıl şekillendiğine dair gözlemlerim, bana bu sorunun önemli bir sosyal sorumluluk meselesi olduğunu gösteriyor.
Yazılı ve Yazılı Olmayan Kurallar
Herkesin kolayca kabul ettiği bir şey vardır: Yazılı kurallar. Bunlar, yasalar, yönetmelikler, şirket politikaları gibi belgelerde yer alır. Örneğin, İstanbul’da bir otobüse bindiğinizde, biletinizi almanız, yerinize oturmanız ya da birinin yerini işgal etmemeniz gerektiğine dair yazılı bir kurala tabi oluyorsunuz. Bu yazılı kurallar çoğu zaman herkesin eşit şartlarda uyduğu, ama bazen de toplumsal cinsiyet ya da çeşitlilik gibi faktörlerle daha derinleşebilen bir alanı işaret eder.
Ancak, toplumsal yaşantımızda yer eden yazılı olmayan kurallar da vardır. Bunlar, bizim sosyal olarak kabul ettiğimiz, bazen farkında bile olmadığımız kurallardır. Kadınların ve erkeklerin toplu taşımada nasıl oturması gerektiği, bir işyerinde kimlerin lider olacağı veya bir kafede kimin hangi sandalyeye oturacağı gibi çok basit görünen durumlar, aslında toplumsal cinsiyet rollerinden, kültürel normlardan, sosyal eşitsizlikten etkilenir. Bu kurallar çoğu zaman “olmazsa olmaz” gibi hissedilir, fakat aslında bazı gruplar için zorlayıcı olabilir.
Toplumsal Cinsiyet ve Kurallar
Toplumsal cinsiyetin kurallar üzerinde çok önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Sokakta yürürken gördüğüm bir kadın, toplu taşımada yerini bulmaya çalışırken bir adım geride duruyor, çünkü “kadınların” yerini işgal etmek bazen hoş karşılanmıyor. Aynı şekilde, bir erkek iş yerinde sessizce çalışan bir kadınla aynı performansı gösterse de, genellikle daha fazla değer buluyor, daha fazla sorumluluk alıyor. Bu, yazılı olmayan kuralların en belirgin örneklerinden biri. Toplumsal cinsiyetle ilgili normlar, bizlere hangi kuralların daha fazla önceliklendirildiğini ve kimlerin bu kurallara daha rahat uyabildiğini gösteriyor.
Örneğin, geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın işyerinde yaşadığı bir olayı hatırlıyorum. Bir kadın yönetici, projeyi yöneten bir erkek çalışanla aynı başarıyı elde etmişken, ikisi arasındaki maaş farkı hala büyük bir uçurumdu. Herkesin aynı kurallara tabi olduğu bir ortamda, toplumsal cinsiyetin yarattığı eşitsizlik, bu kuralları bozan bir “görünmeyen kural” gibi davranıyordu.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Kurallar
Çeşitlilik ve sosyal adalet açısından baktığımızda ise, kuralların ne kadar adil olduğu sorusu gündeme geliyor. İnsanlar farklı yaş, etnik köken, engellilik durumu veya cinsel kimliklerle hayata farklı bir bakış açısıyla yaklaşır. Bu bağlamda, toplumsal kuralların çeşitlilikten nasıl etkilendiğini gözlemlemek gerekiyor. Örneğin, engelli birinin toplu taşımada karşılaştığı zorluklar, yazılı kurallarla uyumsuz bir gerçektir. Bazen engelli rampaları olmayan istasyonlar ya da asansörlerin bozulması, bu kişilerin yaşamlarını daha da zorlaştıran bir durumdur. Bu kuralların, sadece fiziksel engelli bireyleri değil, toplumun her kesiminden insanı ne kadar zorladığını görmek önemlidir.
Sosyal adaletin ön planda olduğu bir dünyada, kurallar kaça ayrılır, neye göre ayrılır? Toplumun çoğunluğunun kabul ettiği kurallar, çoğu zaman azınlıkların yaşamını zorlaştırabiliyor. Örneğin, İstanbul gibi büyük bir şehirde, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar için aynı kurallar geçerli olmayabiliyor. Bazı bölgelerde, dini inançlar, giyim tarzı ya da etnik köken gibi faktörler sosyal normları etkileyebilir. Sokakta, metroda ya da iş yerinde bunun örneklerine sıkça rastlıyoruz. Toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik perspektifinden bakıldığında, yazılı kurallar ve yazılı olmayan kurallar arasındaki farklar daha da belirginleşiyor.
Kuralların Geleceği: Adalet ve Eşitlik Arayışı
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında ise, kuralların yeniden yazılması gerektiği bir dönemdeyiz. Yavaş yavaş, toplumsal eşitliği daha adil bir şekilde dağıtmayı amaçlayan sistemler gelişiyor. Ancak hala sokakta, toplu taşımada ve işyerlerinde, kuralların kimler için daha rahat uygulanabildiği ve kimleri dışladığı üzerine tartışmalar devam ediyor. Kurallar kaça ayrılır nelerdir? sorusu, bu bağlamda herkesin eşit haklara sahip olduğu bir dünya inşa etme yolunda önemli bir adım olabilir.
Farklı kimliklerin ve grupların hayatlarını şekillendiren bu kuralları ele alırken, daha fazla eşitlik ve adalet sağlayabilmek adına ne tür değişiklikler yapabileceğimizi düşünmek gerekli. Eğer herkesin aynı kurallara tabii olduğu bir toplum yaratılabilirse, işte o zaman daha sağlıklı bir sosyal yapıdan bahsedebiliriz.
Sonuç: Herkes İçin Geleceğe Dönük Adaletli Kurallar
Sokakta, işyerinde, toplu taşımada karşılaştığım manzaralar, her birimizin hayatını şekillendiren kuralların sadece yazılı olmayan normlarla değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle de ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kurallar, bir toplumun temel yapı taşlarından biri olabilir, ancak bu kuralların herkes için eşit ve adil olması gerekir. Toplumda yaşayan farklı bireylerin gözlemleri ve deneyimleri, bu kuralları yeniden şekillendirebilir. Önemli olan, her bireyin kendini özgürce ve eşit bir şekilde ifade edebileceği, haklarını koruyabileceği bir alan yaratmak.