Geç Başlangıçlı Alzheimer Hastalığı: Hafıza, İktidar ve Demokratik Yurttaşlık
Geç Başlangıçlı Alzheimer Hastalığı: Hafıza, İktidar ve Demokratik Yurttaşlık
Bir toplumun nasıl yönetildiğini anlamak için yalnızca parlamentolara, seçimlere veya liderlere bakmak yeterli değildir. Bazen en temel siyasal meseleler, insanın gündelik hayatında, kendi kararlarını verme kapasitesinde ve toplum tarafından “yetkin yurttaş” kabul edilip edilmemesinde gizlidir. Geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı tam da bu noktada tıbbi bir rahatsızlığın ötesine geçerek siyasal bir soruya dönüşür: Hafızasını ve karar verme becerilerini giderek kaybeden bir insanın yurttaşlık statüsü nasıl korunmalıdır?
Geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı nedir?
Geç başlangıçlı Alzheimer, Alzheimer hastalığının genellikle 65 yaş ve sonrasında ortaya çıkan biçimidir. Alzheimer; hafıza, düşünme, muhakeme ve gündelik işlevleri zaman içinde bozan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. İleri yaş en önemli risk faktörlerinden biri olmakla birlikte genetik, çevresel ve yaşam tarzıyla ilişkili unsurlar da rol oynar.
Erken belirtiler arasında yakın zamanda yaşanan olayları hatırlamakta güçlük, aynı soruları tekrarlama, para yönetiminde zorlanma, planlama ve karar verme sorunları bulunabilir. Hastalık ilerledikçe kişinin bağımsızlığı azalabilir.
Burada önemli bir ayrım var: Alzheimer tanısı, kişinin bütün karar verme kapasitesini bir anda ortadan kaldırmaz. Bilişsel kapasite çoğu zaman kademeli ve kişiden kişiye farklı biçimde değişir.
Hastalık ile iktidar arasındaki görünmeyen bağ
Siyaset biliminin klasik sorularından biri “Kim karar verir?” sorusudur. Alzheimer söz konusu olduğunda bu soru bireyin yaşamına kadar iner. Kişi kendi parasına, sağlık kararlarına, yaşam alanına veya siyasi tercihine ilişkin kararları ne ölçüde kendisi verebilir?
Burada meşruiyet kavramı kritik hale gelir. Bir aile üyesinin “onun iyiliği için” karar vermesi gerçekten meşru mudur? Devletin vesayet veya koruma mekanizmaları hangi noktada bireyi korumaktan çıkıp onun yerine karar veren bir iktidar aracına dönüşebilir?
Bence asıl tehlike yalnızca hastalığın yarattığı kapasite kaybı değildir. Daha büyük tehlike, kapasitesi azalan kişiyi otomatik olarak siyasal özne olmaktan çıkarmaktır.
Demokrasi, yurttaşlık ve katılım
Demokrasi çoğunlukla “oy verme hakkı” üzerinden düşünülür. Oysa yurttaşlık bundan daha geniştir. Bir insanın toplumsal hayatta söz sahibi olması, tercihlerini ifade edebilmesi ve kendisi hakkında alınan kararlara mümkün olduğunca dahil edilmesi de demokratik yurttaşlığın parçalarıdır.
Bu nedenle Alzheimer hastalarının seçimlere katılımı önemli bir tartışma alanıdır. Araştırmalar, demans tanısının tek başına oy kullanma kapasitesinin kaybedildiği anlamına gelmediğini; karar verme kapasitesinin kişiye ve kararın niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Peki demokrasi “doğru karar verebilenlerin” rejimi midir? Eğer öyleyse, doğru kararın ölçütünü kim belirleyecek?
Oy hakkı neden yalnızca tıbbi bir mesele değildir?
Farklı ülkelerde bilişsel bozukluğu bulunan kişilerin oy kullanma hakkına ilişkin hukuki yaklaşımlar değişmektedir. Bazı sistemler kapasiteyi bireysel olarak değerlendirmeye çalışırken, bazıları vesayet statüsü gibi kategoriler üzerinden sınırlamalar getirebilmiştir. Siyasal teori açısından sorun tam burada ortaya çıkar: Hukuki sınıflandırmalar, bireysel farklılıkları ne kadar doğru yansıtabilir?
Bu tartışma bizi liberal demokrasinin temel varsayımlarından birine götürüyor: Yurttaş olmak için ne kadar bilişsel özerklik gerekir?
John Rawls’tan çağdaş engellilik ve adalet tartışmalarına uzanan siyasal teori literatüründe bilişsel kapasite meselesi, adaletin sınırlarını zorlayan problemlerden biri olarak ele alınıyor. Kapsayıcı demokrasi yaklaşımları ise bilişsel farklılıkların otomatik dışlama gerekçesine dönüşmemesi gerektiğini savunuyor.
Kurumlar, bakım emeği ve ideoloji
Alzheimer yalnızca bireyi değil, aileyi, sağlık sistemini ve sosyal devlet kurumlarını da dönüştürür. Bakım emeğinin önemli bölümünün ailelere bırakıldığı toplumlarda hastalık aynı zamanda sınıfsal bir mesele haline gelir. Geliri yüksek bir aile profesyonel bakım satın alabilirken, düşük gelirli bir aile aynı yükü ücretsiz bakım emeğiyle taşımak zorunda kalabilir.
Burada ideoloji devreye girer. “Aile her şeyi halleder” düşüncesi doğal ve değişmez bir gerçeklik değildir; belirli bir toplumsal düzen anlayışıdır. Benzer biçimde, bakımın yalnızca devletin sorumluluğu olduğu fikri de farklı bir siyasal tercihi temsil eder.
Dolayısıyla Alzheimer politikası yalnızca sağlık bütçesiyle ilgili değildir. Sosyal devletin sınırlarını, toplumsal cinsiyet rollerini, sınıfsal eşitsizlikleri ve kuşaklar arası dayanışmayı da tartışmaya açar.
Hafıza ve siyasal düzen
İşin daha derin bir boyutu var: Hafıza, yalnızca bireysel bir zihinsel işlev değildir. Kim olduğumuzu, geçmişimizi ve toplumsal ilişkilerimizi kurma biçimimizin parçasıdır. Demans araştırmalarında da anlatı, kimlik ve yurttaşlık arasındaki ilişki giderek daha fazla tartışılmaktadır.
Bu nedenle Alzheimer hastasının yalnızca “bakılması gereken biri” olarak görülmesi eksik bir siyasal perspektiftir. O kişi geçmişi, ilişkileri, tercihleri ve toplumsal bağları olan bir yurttaştır.
Geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı nedir başlığını birlikte inceledik, Ringofwar olarak bir sonraki içerikte görüşmek üzere.
Sonuç: Kimi koruyoruz, kimi yönetiyoruz?
Geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı bize demokrasinin konforlu tanımlarını yeniden düşünme zorunluluğu getiriyor. Yurttaşlık yalnızca güçlü hafızaya, hızlı muhakemeye veya bağımsız karar verme kapasitesine sahip insanların ayrıcalığı olamaz.
Asıl mesele, kapasite azaldığında iktidarın kimin eline geçtiğidir. Aile mi? Doktor mu? Devlet mi? Mahkeme mi? Yoksa kişinin geçmişte ifade ettiği tercihleri ve bugünkü mümkün olan iradesi birlikte mi değerlendirilmelidir?
Belki de en rahatsız edici soru şudur: Bir insan kendi adına konuşmakta zorlandığında onu demokrasinin dışına mı çıkaracağız, yoksa demokrasiyi onun da içinde kalabileceği biçimde mi yeniden tasarlayacağız?
Yaşlanan toplumlarda Alzheimer artık yalnızca bir sağlık politikası başlığı olmayacak. Aynı zamanda iktidar, yurttaşlık, kurumlar, meşruiyet ve katılım meselesi olacaktır. Demokrasi için gerçek sınav belki de çoğunluğun ne istediğini bilmek değil; sesi giderek zayıflayan yurttaşın sesini duyabilmek olacaktır.
Başlangıcı daha insani ve analitik yapTeorik çerçeveyi somutlaştır
Başlangıcı daha insani ve analitik yap
Teorik çerçeveyi somutlaştır
WordPress HTML yapısını dengeli düzenle