Kaftan ve Bindallı: İki Gelenek, Bir Ruh
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, her adımda kendimi bir zamanlar büyüklerimin anlattığı eski günlerde hissediyorum. Kayseri’nin o eski mahallelerinde, halıların üzerindeki motifler kadar zengin ve derin duygulara sahip, o kadar çok anı birikmiş ki… Ne zaman bir elbiseye bakmam gerekse, gözümde canlanan ilk şey, annemin, teyzemin ve babaannemin o eski kaftanları olur. Bir de bindallılar… İkisi arasında fark olduğunu bilirdim, ama bir gün, bir sabah, tam da bu soruyla yüzleşmek zorunda kaldım.
Kaftan mı, Bindallı mı?
Kendimi bir düğün hazırlığı içinde bulduğumda, Kayseri’nin kalbinden yükselen geleneksel kıyafetlerin arasında kaybolmuştum. Düğünüm yaklaşıyordu, ve ben bir an, hangi elbiseyi giyeceğime karar verirken, zamanın nasıl geçtiğini fark ettim. Ailem, geleneksel giyimin çok önemli olduğunu vurgulamıştı. Hem anneannem hem de babaanne tarafım bu konuda çok titizdi. Herkesin gözleri o günde üzerimde olacaktı. Bu yüzden kaftan mı giymeliyim, yoksa bindallı mı? Hangi elbise, kültürümü en doğru şekilde yansıtır, en çok “ben” olurdu?
Annemin Kaftanı
Annemin dolabındaki kaftanı hatırlıyorum. Mor renkteydi. Hafifçe parıldayan kumaşı, altın rengi dantelleriyle, sanki bir zaman yolcusunun geçmişten getirdiği bir kıyafet gibi parlıyordu. O kaftanı ilk kez giymeye karar verdiğimde, annem gözlerinde bir hüzünle, bana, “Bunu giydiğimde sen küçük bir kızdın, hatırlıyor musun?” demişti. Hatırlamam çok zor değildi, çünkü o kaftan, annemin her önemli anında onunla birlikteydi. Düğünlerde, özel günlerde, bazen de sıradan bir günde… O kaftanın her kıvrımı, annemin hayatının hatıralarını taşıyordu. O kaftanı giymek bana, annemin geçmişini, aynı zamanda onunla olan bağımı hissettirdi. Ama bir yandan da düşündüm; ben ne kadar kendi kimliğimi yansıtıyordum bu kıyafetle?
Babaannemin Bindallısı
Oysa bindallı, babaannemin dolabında bir başka hikâyeydi. Kadife kumaş, altın iğne işlemeleri ve yemyeşil renk tonları… Bir gün, babaannem bir an için ciddi bir şekilde bana bakıp, “Bindallıyı giymek senin için çok önemli,” demişti. Ama o an ne demek istediğini tam anlayamamıştım. Düğünler için geleneksel bir elbiseydi bu, ama babaannem ve büyükler için daha fazlasını ifade ediyordu. “Bindallı,” demişti babaannem, “bir kadının her şeyidir. Hem geçmişini, hem geleceğini taşır. Kendi yolculuğunun simgesidir.”
Bindallı, sadece bir kıyafet değil, bir gelenekti; bir mirastı. Bu düşünceyle babaannemin bindallısını giymek, annemin kaftanını giymekle çok farklı bir anlam taşıyordu. Birinin içinde sadece geçmişin yansıması varken, diğerinin içinde hem geçmiş hem de geleceğin taşıdığı anlamlar vardı.
Bir Karar Anı: Farklı Zamanlarda, Farklı Kadınlar
Düğün günü geldiğinde, o kadar çok soru vardı ki kafamda… Kaftan mı, bindallı mı? Bir tarafta annemin ve ailesinin yıllar boyu taşıdığı o zarif, narin kaftan; diğer tarafta babaannemin bana aktardığı geleneksel bağları simgeleyen bindallı. Birinden vazgeçmek, bir anlamda bir kısmımı kaybetmek gibi geliyordu.
O gün, kendimi bir gelin gibi değil de, geçmişin içinde kaybolmuş bir kadın gibi hissediyordum. Hangi kıyafeti giyeceğimi düşündükçe, kaybolduğum zamanı düşündüm. Her bir kıyafet bana bir kadınlık yolculuğunu anlatıyordu. Biri annemin, biri babaannemin, biri de benim… Kıyafetlerin içinde kaybolan zamanın acısı, eski nesillerin istekleriyle birleşiyordu. Bir yanda geçmişin yankıları, diğer yanda geleceğe dair umutlarım… Hepsi bir arada.
Bir Seçim Yapmak
Gelinlik hazırlığı o kadar yoğun bir ruh halindeydim ki, bir sabah, Kayseri’nin o soğuk sokaklarında yürürken, bir karar vermek zorunda olduğumu fark ettim. Birini seçmeliydim. Ya annemin kaftanı, ya da babaannemin bindallısı.
Düğün hazırlığı sırasında iki elbise arasında gidip gelirken, o an bir anda gözümün önüne geldi. Babaannemin verdiği bir öğüt: “Bir kadının kıyafeti, ruhunu yansıtır.” Bir süre düşündüm ve sonunda içimden bir ses, “Kaftan, bindallı kadar eski, ama aynı zamanda annemin ve babaannemin ruhunu taşıyor. Onlar bir zamanlar aynı duyguları yaşamışlardı. Ben de onları yaşamalıyım,” dedi.
Ve o karar anında, kaftanın mor tonlarında, altın işlemeleriyle her şey bir araya geldi. Hem geçmiş, hem şimdi, hem de gelecek. Her iki kıyafet de aynı ruhu taşıyor; biri daha geleneksel, biri daha kişisel. Ama her ikisi de bir kadının kimliğini simgeliyor. O yüzden, birini diğerinden üstün tutmak, çok zor bir karar olurdu.
Sonuç: Kıyafet, Sadece Bir Yansıma
Düğünümde giyeceğim kaftan ve bindallı, her biri bana geçmişi ve geleceği anlatacak. Kaftan bir hatırlatıcı gibi, geçmişin hatıralarını vurgularken, bindallı ise bana kadınlığımın ne kadar güçlü olduğunu hatırlatacak. O an geldiğinde, her iki kıyafetle de aynı duyguyu hissedeceğim; kaybolan zamanların özlemi, ailemin özlemi, geleceğe dair umutlarım… Gerçekten kaftan ve bindallı arasında fark var mı? Evet, ama aslında her ikisi de aynı kadını yansıtan, tarihî birer parçadır.
Bugün, her iki elbise arasında yaptığım seçim, sadece bir kıyafet tercihi değil. O anki duygularım, ruh halim, geçmişim ve geleceğim arasında verdiğim bir karar. Kaftan mı, bindallı mı? Sorunun cevabı belki de en son o anki kalbimde gizli.
Görüyorum ki, her iki kıyafet de aynı ruhu taşıyor, fakat hangisini giydiğimi seçmek, yalnızca ben değil, geçmişin tüm kadınları adına önemli.
Ringofwar ekibi olarak “Kaftan ve bindallı aynı mı” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Buna da Göz Atın: Kafkas cephesinde kaç asker donarak öldü ?